Logo
T.C İZMİR VALİLİĞİ (ÖZEL) BEKABEKA ANAOKULU
YARIN OKULLARI
 EĞİTİMDE 15. YILIMIZ.    Okuyun, Eğitim Canavarı Olmayın!
Ana Sayfa      Eğitim Canavarı Olmayın
 
Okulumuzun bahçesi ve ıhlamur
ağacındaki fantastik ağaç evimiz.
Ihlamur ağacına bizim bazı çocuklar;
"Ihmılır, ılmılır, ıhtımır vb" diyorlar. :)
Her mayıs ayında ıhlamurumuzu cümbür
cemaat toplarız ve kışın kahvaltılarımızda
bi güzel içeriz. Size de bekleriz :)
 
 
Oyun salonumuzda Lego saatimiz.
Hem zekamızı geliştiriyoruz, hem de aynı
tür oyuncaklarla oynayarak paylaşmayı
öğrenmeye çalışıyoruz. Hedefimiz
oyuncak gününde kendi oyuncaklarımızı
da paylaşılabilmek.  :)
Sınıflarımızda iki öğretmen eğitim verir.
Kadromuz deneyimli ve profesyonel
öğretmenlerden oluşmuştur.
 
Okul binamız yüksek tavanlı, ferah ve
eski Buca evlerindendir.
Merkezi sistemle ısıtılır.
 
 
Başöğretmen Atatürk'ün yukarıdaki
sözü eğitim felsefemizin değişmez
ilkesidir.
 
 
Bu küçük hanfendi Bekabeka'ya geldiğinde
biberonu bırakmak zorunda kaldı ne
yazık ki... :)

OKULLAR AÇILIYOR!

EĞİTİM CANAVARI OLMAYIN!

 

               Çevrenize şöyle bir bakalım! Her şey ne denli hızlı değişiyor: Daha önceleri yalnızca bilimkurgu filmlerinde gördüklerimizi şimdilerde yaşıyoruz. Teknolojik büyüme, günümüz insanına dijital bir yaşam armağan etti. Değişim baş döndürücü. Aklımızın ucuna bile gelmeyen yeniliklere her gün bir yenisi daha ekleniyor.  Bir an gözlerimizi kapayıp açsak bir şeylerin değiştiğini görüyor, şaşırıyoruz. Bu hızlı değişimden çocuklar da nasibini alıyor ve şimdiki “çocukluk”  hiç de bizlerin yaşadığı çocukluğa benzemiyor.

            

            20 yüzyıl, psikolojinin ve pedagojinin(eğitim bilimi) keşfedilip baş tacı edildiği bir yüzyıldır. Milenyumla birlikte ise bu durum ayyuka çıkmış; hatırı sayılır rakamların döndüğü, eğitimin bir araçtan çok hedef haline geldiği dev bir sektör karşımıza çıkmıştır. Anne babalar çocuklarının eğitimini her şeyden daha çok önemser olmuş,  eğitim için hatrı sayılır paralar harcar olmuşlardır. Eğitime harcadığımız paraları düşünün.  Oyuncak sektörü de 21 yüzyılın ortaya çıkardığı en büyük sektörlerdendir. Zekâ geliştirici, yaş dönemlerine ve çocuğun psiko-sosyal gelişimine katkı yaptığı iddia edilen bu oyuncaklar kapış kapış satılmaktadır.  Okul öncesi eğitim olgusuyla birlikte çocuğun okullu olma yaşı da yedi yaştan iki yaşa kadar düşürülmüştür. (Ancak; buna karşılık uyuşturucu ve sigaraya başlama yaşlarının da 11–12 yaşlara düşmesi ayrı bir yazı konusudur.) Kolejler, etüt eğitim merkezleri, dershaneler, özel kurslar derken tam bir eğitim çılgınlığı ortaya çıkmıştır. Aileler bir yandan, uzman ve öğretmenler bir yandan çocukların etrafı sarılmıştır. Başarı uğruna sokağa çıkma hakkı bile durmadan gasp (Mahalleden men) edilen çocuklar, birer yarış atı konumunda durmadan eğitim kırbacıyla kırbaçlanmakta ve doğallıklarından hızla uzaklaştırılmaktadırlar. Biz yetişkinler ise “Biliyoruz, çocuklarımızı belki bugün için biraz zorluyoruz ama bunu onun iyiliği için yapıyoruz. Ekmek şimdi aslanın ağzında değil, midesinde. Diploması, en az iki yabancı dili olmayan insan iş bulamıyor vb...” düşüncelerle gün geçtikçe daha da EĞİTİM CANAVARI oluyoruz.

Kısacası, yetişkin (ki bundan sonra kendisinden EĞİTİM CANAVARI diye söz edeceğiz) kendini çocuğun yaratıcısı bilir ve onun hareketlerini kendisinin çocukla olan ilişkileri açısından iyi ya da kötü diye yargılar. EĞİTİM CANAVARI,  kendini çocuktaki iyi ve kötünün ölçüsü, kıstası sanır. Kendini; yanılmaz, çocuğa örnek, model olabilecek tek varlık olarak görür.  Böyle hareket eden bir yetişkin, istediği kadar, çocuğa karşı sevgi, şefkat ve esirgemezlik ruhuyla dolu olduğunu sansın, çocuğun öz kişiliğinin gelişimini bilinçsizce bastırmaktadır. EĞİTİM CANAVARLARI, çocuklarına her şeyi sunarak; bir birey olmalarına, kendi sorumluluklarını almalarına, özgür ve bağımsız olmalarına ve de bunlara bağlı olarak sağlıklı ve yaratıcı olmalarına engel olurlarken; onları bağımlı, hep hazır verilmesini bekleyen, kendi sorumluğunu üstlenemeyen, pasif, edilmen çocuk ve kişiler olmaya iterler.

            15 yıl boyunca psikolojik danışmanlık yaptım; yıllardan beri bu eğitim canavarları ve öğrencilerle iç içeyim. Sık sık şu şikâyetlerle karşılaşırım:

            “Bu çocuk niye böyle anlamıyoruz? Ne isterse alıyoruz. Yine de tatmin olmuyor...”

            Olmaz tabi Sayın Eğitim canavarı, olmaz. Çünkü işten güçten ona yeterince zaman ayıramadığınızın farkında olduğunuzdan sevgisini ve saygısını kazanmak için ya da sırf uslu dursun da kafanızı şişirmesin,  diye peşin peşin oyuncaklar alıyorsunuz ona. Tatmin olmaz tabi: Çünkü size o oyuncakların çocuğunuzun zekâsını geliştireceğini, IQ ve EQ’ sunu geliştirebileceğini ve size daha az iş düşeceğini öğretti sektör ve baskın psikoloji. Oysa oyuncak yerine oyun istiyordu sizden o. Sizlerse hayatta o kadar çok oynuyordunuz ki çocuğunuza oynamak zul’geliyordu.

            “ Dikkati çok dağınık... Çok zeki ama dikkatini toplayamadığı için başaramıyor. Sanırım benim çocuğum hiperaktif. Acaba ilaç tedavisine mi başlasak?”

            Tabii. Hemen! Birkaç draje her şeyi halleder Sayın Eğitim Canavarı! Hiç sizin gibi zeki birinin çocuğu aptal olabilir mi? Yazarız bir ilaç,  hallederiz. Dikkatini toplayıveririz, onu çok zeki yapıveririz...

            “Yeme problemi var bizimkinin? Çok mu seçici ne? Ne yapsak yediremiyoruz.”

            Yemez tabi Sayın Eğitim Canavarı, yemez! Eşiniz folik asitle mi beslenmişti? Bunca fast food önerinin ve alternatifin bulunduğu çağda yemez tabi. Bu sorununuz için de sağlıklı protein, vitamin ve mineral yapıları işlenmiş meyveli yoğurtlarımız ve çikolatalı drajelerimiz var efendim. Endişelenmeyin; çocuğunuzu büyüteceğiz hep beraber... Yeter ki sizler biz uzmanlara başvurun, önce içinizi sonra da paraları dökün önümüze, halledeceğiz efendim.

            “Hiç kitap okuma alışkanlığı yok. Ne yapsak kazandırmadık. Oysa evde çift çift ansiklopediler, set set hikâye kitapları var. Ama yok okumuyor işte...”

            Okumaz tabi. Hanginizi okurken görüyor çocuğunuz? Tatilden tatile şezlongda Avrupai bir özentiyle elinize kitap alınca çocuğa model mi olabileceğinizi sanıyorsunuz? Hoş çocuk belki önceleri okumuştur da aldığınız kitabı Okuduğu kitabı siz de okudunuz mu ya da bırakın okumayı şöyle bir göz atıp da onunla kitap hakkında sohbet ettiniz mi sayın benim iyi niyetli Eğitim Canavarım? Kitapları set set alacağınıza tek tek ama istediği ve ilgilenebileceği kitapları alsaydınız keşke.

            Çok sebatsız çok; başladığı hiçbir işin sonunu getirmiyor. Hemen sıkılıyor. Göndermediğimiz kurs kalmadı. Hocaları çok yetenekli olduğunu söylüyor ama bizimkisi sabırsız işte”

            Sabırsız olur tabi Sayın Eğitim Canavarı, şaşırmayın. Çünkü o her eylemlerinin ardından bir ödül ve çıkar bekleyen çocuklar yaptık onları. Sürece değil sonuca ve ürüne endeksledik. Yetenek kazanımlarını katılım belgeleriyle, sertifikalarla sabitledik.

            Daha ortaokul yıllarımda İzmir’in küçük bir kasabasında okulda bağlama kursu açmıştı unutamadığımız Şakır Öğretmenimiz. Ben de bağlama çalmak istiyordum ama ailemin o gün için bana saz alacak ekonomik durumları yoktu.  Bağlamanın dut ağacından oyularak yapıldığını biliyordum. Avlumuza bir dut ağacı fidanı diktim. Çocuk aklı işte, o büyüyecek de ben ondan kendime bir bağlama yaptıracağım. Ölme eşeğim ölme... Annem belki anladı niyetimi. Dedi ki bir gün bana ; “Bu yaz tatilinde bana tütün kırmada ve dizme işlerinde yardım edersen sana tütün parasıyla okullar açılırken bir bağlama alırız” Bütün yaz geceleri tütün kırmaya gittim uykulardan kalkarak, bütün yaz tütün dizdim o bağlamayı hak etmek için... Okuma yazması bile olmayan annemin bana çalışıp da kazanmayı, sabredip de varmayı ve bir şeyin nasıl zorluklarla edinildiğini ve değer verilmesi gerektiğini öğretiverdiğine, hem de pedagoji ve psikolojinin yokluğunda (!) hep şaşmışımdır. Bir ağaç dikerdik avlumuza meyvesini 4 yıl sonra alırdık. Bir tohum dikerdik 5 ay geçerdi ürün vermesi. Doğa öğretirdi emek vermeyi, işlemeyi, sabrı ve ödülü. Hangi çocukluk şanslı şimdi söyleyin? Oyuncakları olmadığı için oyuncaklarını kendisi yapan mı yoksa sürpriz yumurtalardan çıkan Çin malı cin işi oyuncaklarla büyüyen çocukluk mu?

            Oyuncak, çocukluğun sermayesidir.  Ve gerçekte çocuk için her şey oyuncak olabilir. Oyuncaklarını kendisi yapan çocuklar daha yaratıcı olurlar. Yetişkin hayattaki sermaye ve iş ne ise oyuncak odur çocuklukta. Oyun çocuğun işidir çünkü. Eğer siz ona çocukken hiç zahmetsiz bir şekilde oyuncaklar alıyorsanız o bundan sonra hep bunu bekleyecektir. “Anne, baba bana oyuncak alın” ile “Anne baba bana iş bulun ya da sermaye verin” arasında pek bir fark yoktur.

 Mehmet Ümit Görgülü

 Psikolojik Danışman

 

 
 
 
 
 
 
 
PSİKOLOJİK YARDIM MERKEZİ
Performans Psikolojik Danışmanlık
0232 4405610

DUYURU PANOSU

   BEKA BEKA ANAOKULU
15. YILINDA BUCADA MEZUN ETTİĞİ YÜZLERCE ÖĞRENCİSİNİN GURURUNU
 YAŞIYOR.
 
OKULUMUZ 10 AĞUSTOS 2009 İTİBARİYLE YENİ EĞİTİM ÖĞRETİM YILINA BAŞLIYOR.
 
 






SİTENE EKLE

 
            81. SOKAK NO:28 BUCA- İZMİR
               (Buca Heykel Meydanı İşbankası sokağı)
         TEL  0 232 4405610